MARDİN ARTUKLU İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ

Ş.İlhan VARANK Ortaokulu Öğrencilerinin Sayın SÜMER ile Söyleşisi

Ş.İlhan VARANK Ortaokulu Öğrencilerinin Sayın SÜMER ile Söyleşisi

Ş.İlhan VARANK Ortaokulu Öğrencilerinin Sayın SÜMER ile Söyleşisi. 

Öğrencilerimizin yaptığı söyleşinin linki ve tam metni aşağıdadır. 

http://sehitilhanvarankortaokulu.meb.k12.tr/icerikler/artuklu-ilce-milli-egitim-muduru-sehmus-sumer-ile-roportaj_7105161.html

02-05-2019

ARTUKLU İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ ŞEHMUS SÜMER’in makamına gittiğimizde çok heyecanlıydık. Bizi güzel ağırladılar. Başta elimiz ayağımıza dolanmıştı; çok şükür çok güzel bir röportaj ve aynı zamanda çok güzel bir anımız oldu. Güldük, eğlendik, sohbet ettik, konuştuk; bizler için güzel bir gündü anlayacağınız. İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Şehmus SÜMER’in makam odası ve bahçesi çok güzeldi. Odasındaki Galatasaray Spor tablosu ve sarı kırmızılı gemi; İlçe Milli Eğitim Müdürümüzün Galatasaray aşkını belli ediyordu. Şehit İlhan Varank Ortaokulu Müdürü Ayşe DEMİRCAN ve Türkçe öğretmenimiz Metin AYDIN ile birlikte odaya randevu saati gelince girdik. Şehmus SÜMER sorularımıza sabırlı bir şekilde yanıt veriyor ve elinden geldiğince örnekler vererek konuşuyordu. Müdürlüğü boyunca pişman olduğu bir şey vardı: Çocuklarıyla fazla ilgilenmemesi. Bu da canını çok sıkıyordu. İçeriye gelip çıkan insanlardan; Şehmus SÜMER’in gerçekten çok meşgul olduğu belli oluyordu. Biz de bir saatten fazla kaldık. Umarız röportajımızı keyifle okursunuz.

 

RÖPORTAJI HAZIRLAYANLAR: Fatma Reyyan AY - Fırat BUDAK - Halil BALAMUR - Hüseyin AĞLAMAZ - Mert Meriç ÇOLTU - Nida TÜRKER - Salih BEYAZITOĞLU - Şevval YOLCU - Yunus KILINÇ

 

“EĞİTİMİ ÇOK ÖNEMSİYORUM.” 

 

Sizi tanıyabilir miyiz?

-Şehmus SÜMER: Tamam. Tanışalım. Adım Şehmus, Soyadım Sümer. 1956 doğumluyum. Evliyim 3 çocuk babasıyım, doğma büyüme buralıyım. Hep burada okudum; burada öğretmen oldum, yani ilkokulu burada, ortaokulu burada, liseyi burada, eğitim fakültesini dahi burada okudum. Öğretmenlik hayatıma burada başladım ve 40 yıldır görev yapıyorum. İlk görev yerim olan Yeşilli’de 7 sene çalıştım. Buraya, yani merkeze gelmek tabii kolay değil. Yani şimdiki gibi değil. Bazı şeyleri oradan kaptım. 7 seneden sonra Noter Cevdet Altun Ortaokulu’na geldim. O zamanlar Noter Cevdet Altun Ortaokulu’nda öğrenci sayısı azdı. Çevre yoktu, bina yoktu, Yenişehir pek gelişmemişti. Okul dışında başka bina yoktu, ben 38 öğrenciyle başladım. 20 seneden sonra 2438 öğrenciyle ayrıldım. Tabii bu 20 yıllık süreçte, orada çok farklı şeylere tanık oldum. Özellikle çocukların rahat bir ortamda eğitim görmeleri konusunda hiçbir maddi katkı almadan; (Okul Müdürümüz Ayşe DEMİRCAN’a hitaben) “Şimdi Müdüre Hanım burada diyecek ki nasıl oldu?” Bu bir yıldan bir yıla devlet katkısı olmadan bir beyaz kâğıt bile almadan her şeyi çevremden sağdan soldan öğrenci velilerinden karşıladım. Okulumuz zannedersem Güneydoğu’nun en başarılı okullarından biriydi. Şimdiki Galatasaray Lisesi’ne, Ankara Lisesi’ne öğrenci gönderebiliyordum. Yani mezun ettiğim 150 öğrencinin neredeyse 140 tanesi iyi okullara yerleşiyordu. Okulumuz o zamanlar çok popüler oldu.  Her taraftan öğrenci gelmeye başladı. Geleni alıyordum, sınıf mevcutları şimdiki gibi değildi. Bizde mevcudu en düşük 45; mevcudu en yüksek sınıfımız 76 kişiydi. 76 kişilik sınıflarda da, 30 kişilik sınıflarda da aynı kıvamda eğitim öğretim yapılıyordu; bu sınıflarda aynı başarı vardı. 1 yılda ortalama olarak 20-25 civarında sosyal faaliyet yapardım. Konser planlardım. 149 kişilik kız erkek karışık bir müzik ekibim vardı. Müzik öğretmenlerimiz çok iyiydi. 140’a yakın öğrenci enstrüman çalıyordu. Yani kanundan tutun kemana kadar, kemandan tutun cümbüşe kadar enstrüman çalan öğrencimiz vardı. Ben böyle şeyleri çok önemsiyordum. 140 öğrencim sahne alıyordu. Davetiyeleri para ile satıyordum. İzleyici sayısı 500 kişiden aşağı düşmüyordu. Gelen paraları da; okulun ihtiyacı olmadığı için, özellikle kadınların okuma yazma kurslarında “Haydi Kızlar Okula “ kampanyasında ve bu tür etkinliklerde bağış olarak değerlendiriyordum. Ben devletten almıyor, aksine devlete veriyordum. İşin doğrusu budur. Yani okulun tüm ihtiyaçları a’dan z’ye karşılanıyordu. Mardin’de ilk “Bilgisayar Laboratuarı”nı kurdum. 14 bilgisayarla başladım. 2. laboratuarı da kurdum. Oraya da 24 tane bilgisayar satın aldım, ilk defa bir bilgisayar öğretmeni bilgisayar dersi verdi. Ben; öğrencilerin daha kaliteli eğitim alabilmelerini çok önemsiyorum. Özellikle laboratuara önem veriyordum. Çünkü okuyarak değil görerek yaşamalarını istiyordum. Ben; Türkiye’de hatırı sayılır firmalarla görüşmeler yaptım. Feta adında bir şirket vardı. Faaliyetlerine hala devam ediyor sanıyorum. Feta Şirketi ile anlaştım. 1996’da; “Akıllı Tahta”yı ilk defa okula getirttim. “Akıllı Tahta”nın ne olduğunu öğretmenler bile pek bilmiyordu. Onun dışında; Gökyüzünü inceleme amacıyla Japonya’dan teleskop almıştım. Zannedersem; teleskopumuz halen duruyor. Şu anda sanırım; ya Noter Cevdet Altun Ortaokulu, ya Elifana İlkokulu, ya da Mardin Müzesine verilmiş. Tahminen onu 1000 dolara satın almıştım o zaman. Sporu da çok önemsiyordum. Çalışmaları özellikle araştırıyordum, özellikle basketbol konusunda. Mardin’e basketbolu getiren benim. Yani Mardin’de pota yoktu, basketbolun ne olduğunu kimse bilmiyordu. Şu anda gördüğünüz bu potaları, basketbol sahalarını kimse bilmiyordu. Çocukları basketbol ile tanıştırınca otomatikman basketbolun ne olduğunu öğrenmeye başladılar. Basketbolu okullara yaymaya çalıştım. İlk basketbol takımını kurdum.  O zaman okulumuz Mardin birincisi oldu tabii. Rakiplerimize 80 sayı fark atıyorduk. Maçlar 80 - 2 bitiyordu. Çünkü sadece bizde vardı basketbol sahası. Bu gelişti tabii zamanla. Grup maçlarına gittik. Balkan bölge birincisi olduk. Tabii spor müsabakalarında dürüst davrandığımız için, gittiğimiz finallerde, kolejlerin başka kolejlerden kendi öğrencisi olmamasına rağmen öğrenci oynattıklarına tanık olduk. Ve orada elendik. Okulda 8 tane fotokopi makinesi vardı. O zaman bütün sınıflarda klima vardı. Ayrıca poster, afiş basabilecek kapasitede dev bir makine de vardı. Baskı yok, renkli fotokopi makinesi vardı okulda. 10- 15’e yakın müzik seti vardı okulda. Özellikle A Sınıfında ne varsa B sınıfında da aynısı vardı. Perdeler, öğretmen masa örtüleri hepsi aynıydı. Bir de öğrenci sıra örtülerini kendim satın alıyordum; yani devletten almıyordum. Sene sonunda özellikle bütün öğrenci sıralarını dışarı çıkarıyordum. Kırık dökük olanları ayıklardım. Sağlam olanları tekrardan boyardım; eksik olanları da dışarıda yaptırıyorduk. Senede 2 defa okulu boyatırdım. Bunu net olarak söylüyorum.

 

 -Eğitim alanında öğrencileri geliştirmeye yönelik başka faaliyetleriniz var mıydı?

 -Şehmus SÜMER:Var tabii. Biz de faaliyet biter mi? Yani dediğim şekilde ben eğitimi çok önemsiyorum. Her türlü faaliyete açığım. Tabii ki benim kapıma kim gelmişse boş göndermemişimdir. Yani okul bütçesinde para olsa da olmasa da. Burada 5 yıldır görev yapıyorum. Mesela; bir saz hediye edeceğim size. 1 hafta 10 gün sonra geleceğim bakacağım bu sazlar kimin elinde, öğretmenlerimiz bu sazları vermiş mi diye kontrol ederim. 40 okula Müzik sınıfı kurdurdum. Bunun parasını da vergiyle devletten almadım. Yani 250 bin liralık müzik malzemesi. Yani sosyal faaliyetleri önemsiyorum. Yani a’ dan z’ ye. Yani sadece sınıfta Matematik dersi işleyeceğim, Türkçe dersi işleyeceğim diye bir şey yok. İnsan yetiştirmek istiyorum özellikle. Çevresine duyarlı, sağlam, dürüst, namuslu, işinde gücünde olan insan istiyorum. Yoksa ben; iyi bir meslek sahibi, iyi bir makam sahibi olmuşsun ama çevreye faydan, insana faydan yok; hayatın tecrübelerini edinmemiş öğrenci istemiyorum. Sadece hasta bakmakla olmuyor bu iş. Tabii sadece hasta bakmakla olmuyor bu iş. Çevresine uzak olmayan insan istiyorum.

 

“OKUYARAK YAŞAYARAK ÖĞRENMELİYİZ.”

 

-Okul sadece ezberletilen bir yer midir?

 -Sehmus SÜMER: Ezberleten sistem çok kötü bir şeydir. Okuyarak, yaşayarak, öğrenmeliyiz. Şimdi ezbere dayalı bir sistem kesinlikle unutulan bir sistemdir. Ezberlersin ama bir saat  sonra  unutursun sen. Kopya çekmek gibi bir şey. Ezberlersin ama okuyarak yaşarsın; okuyacaksın, yaşayacaksın. Hayatın şartı budur.

 

 -Neden müdürlük yapmak istediniz?

 -Şehmus SÜMER: Ben de bunu ara sıra kendime soruyorum. Evet, hayatta yaptığım en kötü şey müdürlük. Bak en kötü şeylerden bir tanesi. Neden diyeceksiniz? Ben 40 yıldır Okul Müdürlüğü ve Halk Eğitim Müdürlüğü yaptım. Hayatım müdürlükle geçti. Keşke ilgili bir baba olsaydım. Neden? Çünkü çocuklarımı çok ihmal ettim. Bu kadar çocukla, bu kadar öğretmenle ben çocuğumu ihmal ettim. Bu hayatın bir gerçeği. Her türlü imkanı sunduk doğru, onda bir şey yok. Ama şu an sizinle oturduğum kadar kendi çocuklarımla  oturmadım. Ne cumartesim vardı ne pazarım vardı; ne gecem vardı, ne de gündüzüm. Şunu söyleyeyim; eskiden gece saat 2-3’lere kadar çalışıyordum. Bir ara; karakolda yanımızda, okulumdan da tak tuk sesler geliyor. Memur Bey geldi, dedi ki: “Hayırdır Müdür Bey?” Ben de “Çalışıyoruz” dedim. “Niye gündüz çalışmıyorsunuz?” diye sordu. Gündüz çok yoğun olduğu için; öğrencilere ait bazı bilgileri sisteme işleyemiyoruz. Bunu ancak gece işleyebiliyoruz. Akşam gelip sabah saat 4’e kadar bitirirdik. Ama ne gecemiz ne gündüzümüz var bizim. Keşke öğretmen olarak kalsaydım. Bana hayalimi sorarsanız; ben Beden Eğitimi Öğretmeni olmak istiyordum. Ama Sınıf öğretmeni oldum.

 

“HERKES İŞİNİ YAPACAK; ÖĞRENCİLER ÇALIŞACAK, DERSLERİNİ GÜNÜNDE YAPACAK, ÖĞRETMEN DE DERSİNE GİRSİN, KALİTELİ BİR EĞİTİM VERSİN.”

 

-Okulumuzdaki Öğrenci ve Öğretmenlere vermek istediğiniz mesaj var mı?

-Şehmus SÜMER: Herkes işini yapacak; öğrenciler çalışacak, derslerini gününde yapacak, öğretmen de dersine girsin, kaliteli bir eğitim versin. Zaten öğretmenlere çalışma saati dışında gel şunu yap, bunu yap falan denmiyor. Yapmak zorunda diyeceksiniz. Öğretmenlerimiz 8 saat değil 12 saat çalışacağım demeli. Çalış gel yahu! Her neyse, her iş bizim görevimiz. Siz bizim için çok değerlisiniz. Biz sizi önemsiyoruz. Siz bizim geleceğimizsiniz. Biri doktor olacak, biri mühendis olacak, biri avukat olacak. Yarın ben; yaşlanacağım, hastalanacağım. Yarın sen bakacaksın bana. Yarın bir sıkıntımız olursa. Size boşuna demiyoruz; bizim geleceğimizsiniz! Ben görevimi 2-3-5 sene sonra genç bir arkadaşıma bırakıp gideceğim.

 

-Bizim gibi ilerde meslek seçimi yapacak kişilere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

 -Şehmus SÜMER: Çocuklar! Sevdiğiniz mesleği kestirip kafanızdan atmayın. Ben bu olacağım derseniz olmaya çalışın. Çünkü ileride rahatlığa kavuşacaksınız. Mühendis olmak istiyorsanız, mühendis olarak çalışmak zorundasınız. Geleceğin mesleği, tıp’tır. Ben bunu size net olarak söylüyorum. Geleceğin mesleği şu anda tıp! Çünkü günden güne hastalıklar artıyor. Yeni yeni hastalıklar çıkıyor. Bu neye bağlı? Dünyada bakın, savaş çok fazla, bombalama çok fazla. Bakın Suriye’de her yer bombalanıyor. Burada toz bulutu oluyor. Bu yüzden savaşa her zaman karşı olacağız. Sevgi, saygı ve barıştan yana olacağız.

 

-Kitaplarla aranız nasıl?

 -Şehmus SÜMER: Kitap okumaya sabahları bütün okulları denetime giderken fırsat buluyorum. Mesafe uzun; 40 km kadar. Noter Cevdet Altun Ortaokulu’nda “Kitap Kampanyası” yaptım ben. Bunu da söyleyeyim. Kitap okumaya ancak arabada zaman bulabiliyorum. Her şeyi yolda okuyorum ben. Bayağı hoşuma gidiyor.

 

“SEVGİ, SAYGI VE BARIŞTAN YANA OLACAĞIZ.”

 

-Bizi ağırladığınız için, bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

 -Şehmus SÜMER: Ben de teşekkürlerimi sunuyorum.

Yenişehir Mah., Barış Caddesi, Hilton Oteli yanı Artuklu/MARDİN - (0 482) 212 44 80 (0 482) 212 44 30

MEB © - Tüm Hakları Saklıdır. Gizlilik, Kullanım ve Telif Hakları bildiriminde belirtilen kurallar çerçevesinde hizmet sunulmaktadır.